Bizi Takip Edin

13 Şubat 2015

Çocuklarda Kaygı

Anksiyete (kaygı), nesnesi belirli olmayan korkudur. Kişi, içinde yaşadığı sıkıntının nedenini somutlaştıramaz, anlamlandıramaz. Yaşanan kaygı, bir ölçüde, yaşamsal uyumu artırmada, sağlıklı gelişimi koruma altına almada işe yarar. Yoğun kaygı ise işlevselliği bozar, korkulu durumun gelecekte gerçekleşebileceğitehdidi altında dayanılmaz acı duyulur. Bu şekilde patolojik kaygı ile baş etmede yardım arayışına girilir.

Belirgin sıkıntı doğuran ve işlevsellikte bozulmaya yol açan kaygı ise kaygı bozukluğu olarak adlandırılır. Normal kaygıyı bozukluk derecesindeki patolojik kaygıdan ayırmak güçtür, kaygıyla baş ederek günlük işlevsellik sürdürülemiyorsa bozukluktan sözetmekteyiz.  Çocukluğun erken döneminde yaşanan ayrılık kaygısı, yabancı korkusu ile ilişkili olarak gelişime göre normaldir. Ancak, 4 yaşında anaokuluna gitmesi, çocuğun sosyalleşmesini engelleyecek düzeydeyse normal sınırı aşmıştır. Anksiyete bozuklukları çocukluk döneminin en yaygın problemlerindendir.Çocuk ve ergenlerde yaklaşık %15 sıklıkta bulunur.

Varoluşsal kaygı/korku ancak güvenli sevgiyle aşılabilir. Sevginin evrende kalıcı gerçek olduğunu bilmezseniz varlığınızı yok olma tehdidi altında hisseder ve bundan korkarsınız. Aslında, sevgiyi kaybetme korkusu sevgiyi kaybettirir.  Sıklıkla kaybetme korkusuyla, sevdiğine sıkı sıkı sarılarak, aşırı kontrol ederek, sevdiğini elde tutmaya çalıştığında incitir. İncitirken sevgisini de yok eder. Sevgiyi ve sevdiğini büyütmek, yalnızlıkla ilişkili dağılma korkusuna ve kaygının tehdidine rağmen güven, özen ve fedakarlık ister.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Örneğin, çocuklarda ve ergenlerde sık görülen yaygın anksiyete bozukluğu(YAB), günlük yaşama ilişkin gerçek dışı yoğun endişe haliyle kendini gösterir. Bu kişiler akademik performansları, spor faaliyetleri, hatta randevularına zamanında gitme gibi konularda müthiş endişe duyarlar. Aşırı titiz ve mükemmeliyetçi özellik gösterirler. Kendileriyle aşırı ilgili, gergin ve yatıştırma beklentisi içindedirler. Herhangi bir fiziksel nedeni olmaksızın baş ağrısı, karın ağrısı, uyku sorunları ve diğer birçok rahatsızlıktan yakınabilirler.

            Tedavide daha çok bilişsel-davranışçı terapi(BDT) uygulanır, bir kısmında dinamik terapiler de uygulanabilir. BDT ile bireysel, aile ve grup terapisi yapılabilir. Bilişsel yeniden yapılandırma yapılırken davranışçı maruz bırakma ile kaçınma davranışının bastırılması hedeflenir. Grup ve aile terapisi ile rol model alma, beceri geliştirme, eğitim gibi etkili yaklaşımlar kazandırılır. Olumlu pekiştirme ile olumlu davranışın artması istenir. İlaç tedavisi olarak daha çok hem antidepresan hem kaygı azaltıcı etkileri olan SSRİ grubu ilaçlar tercih edilir. YAB dalgalı ama kronik bir seyir izler. Büyük bir kısmında erişkinlikte de bu kaygılar devam eder. Stres dönemlerinde belirtilerde artma kötüleşme izlenebilir.

 

Panik Bozukluk

 Çocuklarda ve ergenlerde görülen, nedensiz bir şekilde tekrarlanan "panik ataklar" panik bozukluğu belirtileridir. Panik ataklar, çarpıntı, terleme, baş dönmesi, mide bulantısı, aniden ölecekmiş hissine kapılma gibi şikâyetler eşliğinde görülen yoğun korku durumlarıdır. Bir kere panik atak geçirmiş olan kişiler için bu durum o kadar ürkütücüdür ki, sürekli yeni bir atak geçirme korkusuyla yaşarlar. Bu nedenle okula gitmek veya ailelerinden ayrı kalmak istemeyebilirler. Diğer psikiyatrik durumlarla birlikteliği sıktır (majör depresyon ve diğer anksiyete bozuklukları gibi).

         Çocukluk döneminde nadir olduğu düşünülmesine rağmen sıklığının o kadar da az olmadığını değerlendiren çalışmalar da vardır. Altta yatan olası tıbbi durumların dışlanması gerekir. YAB, majör depresyon, ayrılık anksiyetesi ve agorafobi (alan korkusu) en sık eşlik eden diğer psikiyatrik problemlerdir.

         Çocuk ve ergenlerde psikoeğitim daha çok tercih edilen tedavi yaklaşımıdır. Panik kontrol tedavisi BDT temellidir. Panik atakları ve kaçınılan davranışı azaltmak hedeflenir. SSRI’lar ilaç tedavisi olarak önceliğe sahiptir. Erken yaşta başlayan PB daha kötü seyir gösterir, diğer psikiyatrik problemlerle birlikte olduğunda da gidişat olumsuzdur.

 

Sosyal Fobi

Sosyal kaygı bozukluğu olan çocuklar yabancı oldukları veya fazla tanımadıkları ortamlarda ya da kendi evlerinde yabancı kişilerle konuşmama, iletişim kurmakta zorlanma, çekingenlik, ürkeklik gibi davranışlar sergilerler. Bu çocuklar aynı zamanda sosyal ortamlarda kendilerini kaygılı, endişeli hissederler ve heyecan, titreme, kalp çarpıntısı, terleme gibi kaygıyla ilişkili bedensel belirtiler gösterebilirler. Sosyal fobisi olan çocuklar insanların yanında komik duruma düşecek bir davranış sergilemek ya da hata yapmak ve herkese rezil olmakla ilgili aşırı bir kaygı yaşarlar. Sosyal ortamlara girmek istemezler ya da girseler bile çabuk terk ederler. Sosyal fobisi olan bir çocuk sınıf içinde veya topluluk önünde konuşmakta, yaşıt oyunlarına katılmakta, topluma açık yerlerde yemek yemekte veya tuvalete gitmekte önemli zorluklar yaşayabilir. Bununla birlikte sosyal fobisi olan çocuklar evde kendi anne babalarıyla birlikteyken ya da yakın arkadaşlarıyla oynarken genelde normaldirler.

           Erişkinlerde %13 olan sıklığı çocuklarda %3 civarındadır.  Depresyon ve diğer fobilerle birliktelik sıktır. Bazen okul reddine neden olabilir. BDT temelli tedavi teknikleri kullanılabilir. Grup terapisinin de çocuk ve ergenlerde etkili olduğu gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda hem antidepresan hem kaygı azaltıcı etkileri olan SSRİ grubu ilaçların faydalı olduğu gösterilmiştir. Sosyal fobinin akademik başarı, sosyal ilişkiler ve aile ortamında farklı sonuçları olabilir. Kaçınma davranışı nedeni ile okul hayatı yarıda bırakılabilir. Yeni öğrenme deneyimleri ve terapötik yaklaşımlarla kaçınma davranışı engellenmelidir.

 

Özgül Fobi

Özgül bir nesne ya da durumun varlığı, ya da bununla karşılaşacak olma beklentisiyle başlayan aşırı ve anlamsız bir korkudur. Fobik uyaran (yani korkulan durum veya nesne) ile karşılaşılınca birden başlayan kaygı tepkileri ortaya çıkar. Panik atak halini alabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için kaçınma davranışına girebilir. Fobik uyaranla karşılaşma ile ilgili kaçınma, korku ya da kaygılı beklenti, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal yaşamını belirgin ölçüde bozar. Çocuklarda sıklıkla görülen özgül fobiler başta hayvanlar (kedi, köpek, kuş, sinek, böcek, yılan, vs.) , doğa-çevre(fırtına, yükseklik, su), kan-enjeksiyon-yara(kan görme, enjeksiyon olma korkusu), durumsal(uçma, asansöre binme, köprü üzerinde geçme) ve diğer tip olmak üzere 5 kategoride incelenebilir. Çocuklar fobik uyaranla karşılaştığında aşırı kaygılanma, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca anneye sarılma gibi belirtiler gösterebilirler.

Çocuk ve ergenlerde sıklığı%0.1 ile %12 arasındadır. Sosyal fobi ve agorafobi ile birliktelik sıktır. Küçük çocuklarda görülen dönemsel basit fobilerden ayırt edilmesi gerekir, bu tür dönemsel korkular çabuk yatışabilirken özgül fobiler ciddi işlev kaybına neden olabilir.

Tedavide bilişsel - davranışçı düzenleme teknikleri kullanılabilir. Bilişsel yöntemler çocukların korkularını anlama, tanımlama ve değiştirmelerine yardımcı olabilir. Örnek alma, gevşeme teknikleri, ev ödevleri, olasılık yönetimi ve üzerine gitme gibi davranışçı yaklaşımlar faydalı olabilir. SSRI’lar diğer anksiyete bozukluklarında olduğu gibi ilaç tedavisi olarak önceliklidir.

           Özgül fobilerin pek çoğu kendiliğinden düzelir. Özgül fobilerin gelişim süreci ile ilgili bilgiler az olmasına rağmen erişkin dönemdeki fobilerin çocuklukta yaşananların devamı olduğu bilinir.

 

Obsesif-Kompulsif (Takıntılı-Zorlantılı) Bozukluk

Obsesyon, (takıntı, saplantı, vesvese) zihni meşgul eden, saçma olduğu bilindiği halde zihinden uzaklaştırılamayan düşünce, düşlem ve dürtülerdir. Kompülsiyonlar ise obsesyonları ortadan kaldırmak için girişilen tekrarlayıcı düşünce ya da davranışlardır. Sıklığı çocuklarda %10’lara varmaktadır. En sık kirlenme ve temizlik takıntısı, bunu izleyerek, kuşku, kötü bir şey olacak takıntısı, hastalık ve ölüm düşünceleri, cinsel takıntılar, dini takıntılar, sevdiklerinin başına kötü şeyler geleceği takıntısı görülür. Başka bir kaygı bozukluğu ya da tik bozukluğu ile yüksek oranda birlikte görülür. Aile bireylerinde sıklıkla görülür. Genetik geçiş üzerinde durulmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi ve ağır durumlarda ilaç tedavisi gerekebilir. OKB tanısı alan çocukların 2/3’ünde hastalık dönem dönem tekrarlama eğilimi gösterebilir.

 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşamı veya beden bütünlüğünü tehdit eden durumu deneyimleme, tanıklık etme veya karşılaşma sonrasında oluşan psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Tanı konması için belirtilerin olaydan sonra en az 1 ay boyunca sürmesi gerekmektedir.  TSSB’nin genel toplumda yaşam boyu görülme sıklığı %1-14 arasında bildirilmekle birlikte pek çok çalışmacı TSSB’yi sık, kronik ve tanı almayan, genellikle atlanan bir bozukluk olarak tanımlamaktadır. Çocuklardaki sıklığı ile ilgili veriler son derece değişkendir.

Bu bozukluğun oluşmasında olayın özelliklerinin yanı sıra travmaya maruz kalan çocuğun nitelikleri, travma sonrasında toplumsal ve sosyal destek, ailenin özellikleri de önem taşımaktadır. Örneğin çocuğun olumlu mizaç özelliklerinin olası, aile ortamının destekleyici olması, olay sonrasında çocuğa sosyal destek sağlanması bozukluğun gelişme riskini azaltmaktadır.

Travma sonrası stres bozukluğunda belirtiler çok değişken olabilmektedir.  Aşırı korku, belirgin kaygı belirtileri, tedirgin davranışlar, olaylara aşırı irkilme yanıtı gösterme gösterme oldukça sık rastlanan belirtiler arasındadır. Çocuklarda mevcut yetilerin kaybı (idrar ve dışkı kontrolü gibi), gelişim basamaklarında gerileme, sosyal aktivitelerden (örneğin oyunlardan ) kaçınma ve insanlardan uzaklaşma görülebilmektedir.   Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan çocuklar travmatik olayı hatırlatan yer, kişi ve konuşmalardan kaçınmaya çalışırlar. Ayrıca yeniden yaşantılama belirtileri dediğimiz olayla ilgili görüntü, düşünce veya algının zorlayıcı biçimde hatırlanması (flaşbekler), olay yeniden oluyormuş gibi hissetme ve olayla ilgili sıkıntı verici rüyalar, kabuslar görme gibi belirtiler de bulunmaktadır.

Tedavide psikoterapötik yöntemler kullanılmakta ve belirtilerle baş etme yetisini arttırmak ve tedaviye uyumunu yükseltmek amacıyla ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bireysel tedavi yanında grup tedavisi de uygulanabilmektedir. Tedavi sürecine ailelerin de katılımı son derecede önemlidir. Aile eğitimi psikoterapinin bir parçasıdır, bu eğitimde aileye çocuğun belritilerini tanımak ve nedenlerini öğretmek hedeflenmektedir. Ebeveyn tepkileri çocuğun zorluklarının süresini ve şiddetini etkilemektedir. Dolayısıyla aileye çocuğun belirtileri ve bu belirtilere nasıl tepki vermeleri gerektiği öğretilmelidir. Ailelerin çocuktaki belirtilerin ciddiyetini görmezden gelmesi, inkar etmesi ve çocukla bu deneyim hakkında konuşmaktan kaçınmaları uygun bir yaklaşım değildir.

 

Anne-babaya öneriler:

*Çocuğunuzun sizin onun baş etme yeteneğine güvendiğinizi bilmesini sağlayın.

*Çocuğunuzun korkularıyla baş etmesinde yardımcı rolde olduğunuzu unutmayın.

*Kaygısını fark etmesi, korkusunu somutlaştırması için anlayışla dinleyin, resmini çizmesini isteyin.

*Çocuğunuzun korku ve kaygılarını saçma, gerçek dışı diye nitelemeyin. Ne var korkacak demeyin. Size şimdi gereksiz gelen korkularla siz de baş ederek büyüdünüz bunu aklınızdan çıkarmayın.

*Çocuğa olumsuz eleştiriler yapmayın. Eleştiriniz yapıcı olsun. Onunla, kaygı ve korkularıyla alay etmeyin, küçük düşürmeyin.

*Çocuğun herşeyine karışmayın. Onun kararlarına, özel alanına saygı gösterin. 

*İyi yaptığı şeyleri öne çıkarın böylece öz güven kazanmasının gerekçelerini görebilecektir.

*Herşey çocuğum için demekten vazgeçin.                    

*Çocuğun kendi bildiğini yapmasını istemeyin. Çocuk size beğendireceği şeyleri yapmayı ister.

*Çocuğunuz adına konuşmaktan, onun ihtiyaçlarını daha kendisi fark etmeden karşılamaktan, durmaksızın beslemekten kaçının.

*Duygu ifade gücünü destekleyin. Duygularını farkeden çocuklar güçlüdür. Duygusal besin, yiyeceklerden daha besleyicidir.

*Aile dışı ortamları bilmeden, rastgele yollamayın.

*Sen söylediğimi yap, yaptığımı yapma demeyin, çocuğunuz sizin duygularınızı ve davranışlarınızı farkında olmadan model alacaltır.

*Tv’yi kontrolsüz açık bırakmayın. Tv sizi değil, siz Tv’yı kullanın. Akşam yemeği sonrasıTv’nin kapalı olduğu yarım saatlik aile sohbet/oyun zamanınız olsun.

*Çocuk okuldaki sosyal faaliyetlere, spor aktivitelerine, gönüllü çalışmalara katılsın, okul arkadaşını eve çağırsın, ev dışında birlikte yaptığınız etkinlikler olsun.

*Öğretmenle iş birliği içine girin, öğretmenin anne-babayı tanıması çocuğun okul ve aile çemberi içinde desteklenmesini sağlayacaktır.

 

Kaynaklar

-Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı, ed.Çuhadaroğlu F., Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 2008.

-Kaplan ve Sadock, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Kısaltılmış Temel Kitabı. çev editörü: Türkbay T, Güneş tıp kitapevi, İstanbul, 2009.

-Öztürk O, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Nobel Tıp Kitabevleri, 2004.

*Çocuk Akıl Sağlığı ve Rehberliği Derneği

Denetleme Kurulu Üyesi

behiyealyanak@hotmail.com